Bir garip Amsterdam!


Bir garip Amsterdam'da olmak!.. Su siralar nedense Orhan Veli'den bize haber var. Didim'de ceviri siirleri kitabi ile karsilastigimizdan beridir yanimizda sanki. Nisan onun ayi, tipki benim ki gibi.. Bu bahar derken sanki onun tinisiyla cikiyor dilden. Nisan kendini baharin olgunlasmis hali Mayis'a baglarken Amsterdam'a gelmis olmak pek bir anlamli. Tam olarak olgunlasmis bir bahar! Cok daha az etki eden yercekimi kuvveti tabii eger varsa, havada bir hafiflik ve son aylarini hangi yollarda gecirdigini animsamakta zorlanan ruzgarla kasirga! Tek nedeni zamanin goreliliginden.

Gunesin altinda elektronik cihaz alev alev yanarken, kanal kenarinda kendi halinde yazma gudusune doyum olmuyor, Bir adet 8.6, bir kac guvercin, haber getiren kuslar, kendi halinde insanlar bir huzurdur saciyor degil sadece Amsterdam kanallarina, dupeduz ic kanallarimiza da!

Parmenides'i animsamadan olmuyor. "Bir" aslinda sayi degil ki! Bir ve de cok... "Bir" denilen bir durum, cok ile var olan.
Var olus istemsiz karsina dikiliyor, ama nasil bir asalet! Ve simdi sen olmalisin ki oylesi mutlu mutemadiyen, nedenir ki var olusunun mukafati cikivermeli karsina aniden!




Bir mukafat ki colde ki otta bile var! Gece kiskanilan yildizlarda, dahasi var mi denilen atomlarda, kisilikli elektronlarda, bizim evrenin en hizlisi fotonda!

Agactan dusen bir bahar cicegi yapragindan gecen siyah bocek gibi gecmek yollardan! Oylesi mukafat, gorebilecek olmak hediyelerin en buyuklerinden, boylesi baglanmak evrene, dopdolu bir askla; kendi askin da ancak bu kadar buyuk olabilir bir diger var olana!

Bu bahar, kimleri agirliyor bir bilsen!...
Van Gogh'un catilarimizdan damlattiklari coktan tum kiyafetlerimize isledi bile, dunyanin en uzun soluklu rutubeti!
Breton sana selam, surrealist birseyler geciyor icimden, onumdeki kanala ziplamasam da ne yapsam?
Descartes'in evine dogru yuruyecegiz birazdan, zamansiz olmak ne de muazzam!

Sanat dogaya eklenmis insandir!!! Cok buyuk laftir Van Gogh'dan cikan, onun sandalyesinin renklerinden biri olmak, kolay degildir!

Huxley ile oturmustuk beraber ilk o sandalyeye. Tahta baslikli yataginin ucunda bekliyoruz simdi en zor anlarinda ki gibi sanki; biliyoruz ya ondan burdasin!

Oylece gecip gitmiyoruz bu hayattan demeye gelmis sanki harfler buraya, hangi hizla carpisiyor bilemeyiz ama kuslar da kahkaha atar!

...
Descartes'in evine sokak kanallarini asarak, epey uzunca yuruyerek ulastik. Yogun bir kalabalik parti modunda cilginlar gibi egleniyordu. Birazcik zaman gecirip evi uzaktan selamlayip yolumuza devam ettik. Sehrin kaotik ama eglenceli hayatina birazcik karismaya tesebbus edecekkten bizi kayip cuzdan telasi basiverdi aniden. Sokaklari kendimizi geriye oynat moduna alarak donmeye basladik, done done parti alanina, Descartes'in evinin sularina yeniden ulastik kafamizda kayip cuzdan hikayeleri. Etrafta dolanan guvenliklerden ve sosis patates satan kadindan ogrendik ki bizim kayip cuzdan polisin eline sapasaglam gecmis.

Pek de yemeyecegimiz turden sosis ekmek tukettikten sonra, cunku artik yorgun ve actik, polis nihayet geldi ve cuzdani teslim aldik. 

Descartes bizi hemen gondermemistir. Daha yakin zamanda Louvre muzesinde kayip Hadrian heykelini kovalamistik. Kovalamak bizim isimizdi kadim dostlari cunku, biz her animizda her hucremizde tasiyorduk, peslerine dusuyorduk deli gibi, sir deliler esmeyi seviyordu bazen ruzgarda bazen kasirgada!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beckett sayisizlari

MOTTO

Bir Ah!